Eğitim Şart!
Zorunlu Göç, Eğitim ve Uyum

Yrd. Doç. Dr. Başak Yavçan

Eğitim alanında uyum, hem kendi başına bir uyum hedefi hem de diğer uyum alanlarına etkileriyle bir uyum aracıdır. Eğitime erişimin uluslararası antlaşmalarda kabul görmüş bir insan hakkı olmasının yanı sıra, öğrencilere işgücü piyasasının ihtiyaç duyduğu nitelikleri sunarak onlara ekonomik uyumun kapılarını da açmakta ve uzun vadede bu dezavantajlı grubun ülke ekonomisine katkılarını arttırmaktadır. Ayrıca, bu yaş grubundaki öğrencileri okullaştırmak yoluyla marjinalleşme ve radikalleşme gibi alternatiflerden uzak tutmak mümkün olmakta bir yandan da yerli halktan akranları ile olumlu iletişim kanallarını arttırarak gruplararası etkileşimi ve soyal uyumu desteklemektedir. Buna ek olarak, uzun yıllar iletişim halinde olacak bir orta sınıf yaratarak, olumlu rol modelleri göz önüne çıkartmak yoluyla sosyal uyumu kolaylaştırmaktadır. Tüm bunların yanısıra, bu alanda geliştirilecek uyum politikaları ile tarih, vatandaşlık, sanat dersleri yoluyla yaşadıkları ülkenin toplumsal geçmişi, değerleri ve siyasal kültürleri hakkında bilgi sahibi olan sığınmacı gençlerin gelecekteki siyasal uyumu da desteklenmektedir. Dolayısıyla eğitim alanında üretilecek ve uygulanacak uyum politikaları hem kısa hem de uzun vade etkileriyle pek çok uyum alanına etkileri sebebiyle büyük önem arz etmektedir.

Türkiye’de geçici koruma statüsünde bulunan Suriyeli sığınmacıların aşağıda sunulan nüfus piramidi incelendiğinde, okul çağındaki sığınmacı sayısı bir milyon kişiye vardığı görülmektedir. Bunun yanısıra, piramitin alt sütunlarındaki genişlik yüksek doğum oranlarına dikkat çekmekte ve çok daha fazla sığınmacı çocuğun yakın zamanda eğitim hizmetlerinden faydalanma ihtiyacında kalacağını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda geliştirilecek eğitim politikaları bu yeni kitlenin istek ve ihtiyaçlarını göz önüne almalı ve sosyal içerilmesini sağlamalıdır.

Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerin Yaş ve Cinsiyet Dağılımı (14.9.2017)

 

Başlangıçta palyatif yollarla çözüm üretilmeye çalışılan bu konu çerçevesinde sığınmacıların kamplarda ve kamp dışında kurulan geçici eğitim merkezlerinde yarım bıraktıkları eğitime devamı teşvik edilmiştir. Ancak 2015 yılına dek kamplarda okullara erişim yüksek oranlarda seyrederken kamp dışında yüzde 20 lerde kalmıştır. Bu dönemde gerek MEB, gerek okullardaki eğitimciler ve STKlarca yapılan saha ve ihtiyaç tespit çalışmaları, gerek yerel ve uluslararası örgütler tarafından sağlanan ucretsiz taşımacılık, koordinasyon, burs ve eğitmen ücret desteği, gerekse Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca başlatılan ve Avrupa Birliği’nce desteklenen şartlı nakit transferleriyle erişim bugünkü yüksek seviyeye çekilmiştir. Şu anda 353 bini devlet okullarında olmak üzere 613 bin geçici koruma altında öğrenci okullaşmış bulunmaktadır.

Bugün yüzde 65’ler seviyesine ulaşan okullaşma oranı çok önemli bir başarı olarak karşımıza çıkarken yine de okullaşmada bölgeler arası farklılıklar ve özellikle sınıflar arası farklılıklar potansiyel sorun alanları olarak karşımıza çıkmaktadır. Aşağıdaki grafik sığınmacılaırn okullaşma oranlarının farklı sınıf seviyelerinde gösterdiği değişimi ortaya koymakta ve özellikle dördüncü sınıf sonrası büyük düşüş göstermektedir. Bu durum hem erken yetişkinleşme (çocuk işçiliği, evlenme, ev işlerini yapmak gibi) sebebiyle öğrencilerin okulu bırakmasından, hem de başlangıçta sosyal içerme politikalarının dışında ve okul dışı kalanların hiç okula başlamamasından kaynaklanmaktadır.

 

 

Son durumda, okullaşmaya yönelik engeller başta ekonomik etkenler olmak üzere, kültürel ve dil/iletişimsel etkenler, bilgilendirme eksikliği ve altyapısal etkenler olarak özetlenebilir.

  • “Çocuk işçiliği yüzünden, çocuk işçiliği de yaygınlaşmış çalışma hakkı olmaması yüzünden. Babaların iyi ve kayıtlı işleri olsa, asgari ücret bile alsalar çocuklar işe gitmek zorunda kalmaz ki! O zaman okula da giderler, üniversiteye de giderler.”

(Şanlıurfa Odak Grubu Katılımcısı No: 7)

Bir saha çalışması çerçevesinde gerçekleştirilen odak grubunun katılımcısı Suriyeli öğrencinin belirrttiği gibi, bir yandan ailelerin daha elzem maddi ihtiyaçları çocukların eğitimle ilgili masraflarını arka plana itmekte ve hatta çocukların okulu bırakıp çalışmaya başlamasına sebep olmaktadır. Öte yandan asimilasyon korkusu, akranlarıyla ve öğretmenleriyle iletişim kurmamamanın verdiği sıkıntı, ve haklarına dair bilgi eksikliği de sığınmacı çocukların okullaşmasına engel teşkil etmektedir. Buradan da görüleceği üzere eğitim alanında uyumun arttırılması uyum konusuna bütüncül bir yaklaşım, hem yerli halkla hem de sığınmacılarla paylaşılacak net bir uyum politikası gerektirmektedir. Bir başka deyişle, entegrasyonun anlamı ve nasıl desteklenmesi gerektiği tanımlanıp, uygulanmadıkça, ailelerin istihdam piyasalarının formal/kayıt altında bir parçası olması yoluyla refahının arttırılması, arttırılan denetlemelerle çocuk işçiliğin kontrol altına alınması ve okullaşan öğrencilerin mezun olduklarında kalifiye işlerde çalışmaları kolaylaştırılmadıkça okullaşmanın önündeki bu engeller mevcut kalacaktır.

Okullaşmanın yanısıra okula devam ve eğitimin niteliği konuları da dikkate alınmalıdır. Sığınmacı öğrenciler neden okula devam etmemektedir? Performansları nasıl seyretmektedir? Yerli öğrencilerle iletişimleri nasıldır? Travma sonrası okullaşan bu öğrenciler yeterince rehberlik hizmeti alabilmekte midir? Engelli sığınmacılar benzer haklara ne zaman kavuşabilecektir? Okulda aldıkları eğitim kendi kimlik ve kültürlerine saygılı çok kültürlü sınıf özellikleri göstermekte midir? Okullaşma oranlarının yüksek kalmasında bu aşamada en önemli etken eğitim koşullarının bu sorular doğrultusunda iyileştirilmesidir.

Özellikle yerli halkın da kıt kaynaklardan pay almaya çalıştığı bölgelerde artan sınıf mevcutları kaygı yaratmakta, bu dezavantajlı grubun sıklıkla bulunduğu okullardaki öğretmenlerse konu ile ilgili sunulan hizmet içi eğitimlerin yetersizliğinden ve niteliksizliğinden şikayet etmektedir. Ayrıca artan akran zorbalığı ve ayrımcılık gibi konular, yerli ve sığınmacı öğrenciler arasındaki iletişim kanallarının eksikliğine ve sosyal uyum konusundaki politika  ve uygulama ihtiyaçlarına işaret etmektedir. Tarafımdan ve pek çok sosyal psikolog tarafından yapılan çalışmalar genç yaşta gerçekleşecek olumlu gruplararası iletişimin kalıcı gruplar arası uyumu kolaylaştırıcı etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, sosyal uyum konusu önceliklendirilmeli ve gruplararası iletişimi arttırıcı sosyal faaliyetler desteklenmelidir. Bu doğrultuda faaliyet göstermeye açık pek çok yerli ve yabancı STK ile iletişim kuvvetlendirilmeli ve faaliyetleri kolaylaştırılmalıdır.

Son olarak belirtilmelidir ki, eğitimin zarureti kamuoyu gözünde en kolay meşrulaştırılabilecek uyum politikası alanıdır. Bu fırsat kullanılmalı ve kamu diplomasisi alanında daha şeffaf bir iletişim yürütülmektedir. Sığınmacılara yönelik nefret söylemi gün geçtikçe artmakta ve sığınmacılara verilen hizmetler büyük abartılarla geleneksel ve sosyal medyada yer almaktadır.

  • “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ne zaman Suriyelilerin vatandaşlık alacağını söylese, Türk arkadaşlarımız bizimle konuşmayı, maçlarda bizle oynamayı kesiyor ve bu hiç adil değil diyorlar. Bizimle ilgili konular halka daha iyi anlatılmalı, yanlış anlaşmalar ortadan kaldırılmalı. Dahası, bize de sorulmuyor, çoğumuza oturum/çalışma hakkı yeter. Çünkü sonra biz bu tepkilere maruz kalıyoruz.”
    (Şanlıurfa, Odak Grubu Katılımcısı No: 5)

Yukarıdaki sığınmacı öğrenci yorumundan da görüldüğü gibi sahada yaptığımız çalışmalar da göstermektedir ki, bu söylentiler birebir sığınmacıların yerli halka deneyimlerine yansımakta ve eğitim çağındaki gençlerin yerli halktan akranlarıyla arasına mesafe koymaktadır. Bu bağlamda sığınmacılara yönelik hizmetlerin başta eğitim alanı olmak üzere halka gerekçelendirilerek anlatılması büyük önem taşımaktadır.

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir